@keşke ile olsa evlenmiş hiç olmuş@

8/9/2008 - @...SeVgİ NeDiR?...@

Kategori: etkileyicilerim
SEVGİ

çiçeklerin büyümesini izlemektir





mektup yazmaktır





hep O'nu düşünmektir





birlikte vakit geçirmektir





dalgaların sesidir SEVGİ





kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir





birlikte AYNI yöne bakmaktır





eşit olmaktır





vahşi dalgalara yelken açmaktır





yağmura aldırmadan yürümektir





uçurmaktır sevdiğini





piknik yapmaktır





yanağını okşamaktır





ve küçük bir busedir...


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/9/2008 - @...BaŞaRıLaMaZ OLaN...@

Kategori: oykulerim



  • Biri bunun başarılamayacağını söyledi, ama o, gülerek yanıt verdi; “Belki başarılamaz” ama deneyene kadar, başarılamayacağını kabul etmeyecekti.

  • Böylece, yüzündeki gülümsemeyle işe koyuldu.
  • Kafasına koyarsa yapardı, biliyordu.
  • Başarılamayacak olan şeyle uğraşırken şarkılar söyledi ve başardı.
  • Biri alay etti; “Ha ha, bunu asla başaramayacaksın, en azından şimdiye kadar kimse başaramadı.”
  • Ama o ceketini ve şapkasını çıkardı.
  • İlk gördüğümüz şey, hiç tereddüt etmeden, yüzündeki gülümsemeyle kolları sıvamasıydı.
  • Başarılamayacak olan şeyle uğraşırken şarkılar söyledi ve başardı.
  • Sana başarılamayacağını söyleyecek binlerce insan var.
  • Felaket tellallığı yapacak binlerce insan var.
  • Seni yutmayı bekleyen tehlikeleri, sana birer birer gösterecek binlerce  insan var.
  •  Ama yüzündeki gülümsemeyle, ceketini çıkar ve yola koyul.
  •  “Başarılamayan” şeyle uğraşırken şarkılar söyle ve başar.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/6/2008 - @...TeK CüMLe YüReKLeNdİrMeYe YeTeR...@

Kategori: oykulerim

Lillian Ontario'da River Canard adli bir çiftçi toplulugu içinde büyümüs, Fransiz kökenli, Kanadali genç bir kadindi. "Lill" 16 yasindayken babasi onun yeterince egitim almis olduguna karar verdi ve aile
gelirine katkida bulunmasi için onu okuldan aldi. 1972 yilinda ikinci dili olan ingilizce'siyle ve sinirli
egitim ve becerileriyle, Lill'in gelecegi pek parlak görünmüyordu.

Babasi Eugene Bezaire hayir yanitindan anlamayan ve bahane kabul etmeyen sert bir adamdi. Lill'den bir is bulmasini istedi. Ama sinirli bilgisi ve yetenekleri,
Lill'in kendine güvenini ve saygisini azaltiyordu ve Lill ne is yapacagini bilemiyordu.

Lill ise girme umutlari zayif oldugu halde yine de her gün otobüse binip "büyük sehirler"e, Windsor ve Detroit'e gidiyordu. Ama bir Yardimci Araniyor ilanina yanit verecek cesareti toplayamiyordu, bir kapiyi çalma yürekliligini bile gösteremiyordu. Her gün sehre gidiyor, avare avare dolasiyor ve gün batiminda eve dönüyordu. Babasi "Nasil gitti Lill," diye soruyordu.

Zayif bir sesle "iyi gitmedi," yanitini veriyordu.

Günler geçerken Lill sehre gidip gelmeye, babasi is bulup bulamadigini sormaya devam ediyordu. Sorular giderek daha israrli oluyordu ve Lill yakin zamanda
bir gün bir kapiyi çalmak zorunda kalacagini biliyordu.

Sehre yaptigi yolculuklardan birinde Lill Detroit'in içindeki Carhartt Overall Sirketi'nde bir ilan gördü.ilanda "Eleman Araniyor. Sekreterlik için içeri Basvurun,"
yaziyordu.

Lill Carhartt Sirketi'nin bürolarina ulasana kadar birkaç kat çikti. Önüne çikan ilk kapiyi temkinli sekilde çaldi. Karsisina büronun yöneticisi Margaret
Costello çikti. Lill zayif ingilizce'siyle sekreterlik isi için geldigini belirtti ve 19 yasinda oldugu yalanini söyledi. Margaret yolunda gitmeyen bir sey
oldugunu sezdi ama kiza bir sans vermek istedi.

Lill'i sirketin eski çalisma bürosuna götürdü. Sira sira insanlarin sira sira daktilolarin ve hesap makinelerinin önünde oturduklari buroya giren Lill yüz cift göz kendisine dikilmis gibi bir hisse kapildi.
isteksiz çiftçi kiz basini öne egip gözlerini yerden kaldirmadan Margaret'i izleyerek kasvetli odanin arka
tarafina dogru ilerledi. Margaret onu bir daktilonun basina oturtup "Evet Lill, ne kadar iyi olduguna bir bakalim," dedi.

Lill'e tek bir mektup yazmasi talimatini verip odadan çikti. Lill saate bakti ve 11:40 oldugunu gördü. Oglen herkes yemege gidecekti. O zaman kalabaliga karisip
kacabilecegini düsündü. Ama en azindan mektubu yazma girisiminde bulunmasi gerektigini biliyordu.

ilk denemesinde bir satir yazabildi. Yazdigi bes sözcükte dört hata vardi. Kagidi çikarip atti. Simdi saat 11:45'ti. Kendi kendine "Öglen kalabaliga karisip disari çikacagim ve kimse beni bir daha görmeyecek," dedi.

ikinci denemesinde tam bir paragraf yazmayi basardi ama yine çok hata yapmisti. Kagidi çikarip atti ve
bastan basladi. Bu sefer mektubu tamamladi ama yazdiklarinda hala bir sürü yanlis vardi. Saate bakti: 11:55 - özgürlüge kavusmasina bes dakika kalmisti.

Tam bu sirada büronun arkasindaki kapi açildi ve Margaret içeri girdi. Dogrudan Lill'in yanina geldi,bir elini masaya digerini kizin omzuna koydu. Mektubu
okudu ve biraz durdu. Sonra "iyi is çikariyorsun, Lill," dedi.

Lill saskinlik içindeydi. Önce mektuba sonra Margaret'e bakti. Yüreklendirici bu sözleri duyunca kaçma istegi yok olmus ve kendine güveni artmaya baslamisti. Kendi kendine "O iyi oldugunu düsünüyorsa,iyi olmali. Sanirim kalacagim," dedi.

Lill, Carharrt Sirketi'nde kaldi, hem de tam 51 yil boyunca. Lill, Carharrt Sirketi'nde iki dünya savasi,bir buhran, on bir devlet baskani ve alti basbakan
gördü. Tüm bunlarin nedeni birinin kendinden emin olmayan utangaç bir genç kiz kapiyi çaldiginda ona kendine güven armaganini verecek kadar iç görülü olabilmesiydi.

(Oglu) James M. Kennedy ve (Torunu) James C. Kennedy
tarafindan Lillian Kennedy'e...
 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/6/2008 - @...BaŞaRı TeSaDüFeN DeĞiLDiR...@

Kategori: oykulerim

Hakan, lise birinci sınıfın ikinci dönemi başladığında okul panosunda bir ilan gördü; lise öğrencileri arası öykü yarışması yapılıyordu ve başvurunun son tarihi 15 Eylül’dü.
Bu yarışmaya katılmaya karar verdi. Hayatında hiç öykü yazmamıştı; ama önünde altı aylık bir süre vardı. Bu sürede öykü yazmayı öğrenebileceğini ve bu konuda başarılı olabileceğini düşündü. Yardım için gittiği edebiyat öğretmeni, “Sen derslerinle uğraş, bu yarışmaları ilkokuldan beri yazanlar kazanıyor.” dedi.
Hakan, hemen yılmadı; okuldaki bir başka edebiyat öğretmenine- Ayça Hoca’ya gitti. Ayça Hoca, önce cesaretinden ötürü tebrik etti ve onu okul kitaplığına götürdü. Kitaplıktan bazı öykü kitapları ve yazarlık konusunda bir kitap seçti ve bu kitapları bir haftada okuması için Hakan’a verdi. Hakan, kitapları okuyacak, daha sonra Ayça Hoca ile tartışacaktı.
Hocanın seçtiği iki kitap, Türk Dil Kurumu yayını olan “En Güzel Hikayeler” isimli iki ciltlik bir eserdi. Hakan, bu öykülerin hiçbirini daha önce okumamıştı. Okudukça büyülendi ve daha çok öykü yazmak konusunda isteklendi. Hakan, hayatında ilk defa bir haftada beş kitap okudu. Kitapları okuduktan sonra Ayça Hoca’yla öğle tatillerinde bir araya gelerek öykü üstüne konuşmaya başladı. Bu arada Ayça Hoca her hafta ona kitap vermeye devam ediyordu.
Ayça Hoca’yla, her gün öğle yemeğinde öykülerin yazma tekniğini, yazarın yaklaşımını, hepsini birer birer ele alıyorlardı. Hakan, bu görüşmeler sırasında birkaç şey düşündü: Birincisi, “bir öykü yazabilmen için bu dünyada diğer insanların görmediği bir şeyleri görmen gerek ya da herkesin gördüklerini görüp onların fark etmediklerini fark etmen gerek.” Bunun için farklı deneyimlerden geçmesi gerekiyordu.
Mart ayı bitmeden bir karar aldı. Her gün okuldan sonra beşle yedi arasında değişik yerlerde birer ay süreyle çalışacaktı. Önce oturdukları semtteki eczacı Verda Hanım’a gitti ve okuldan sonra iki saat dükkandaki işlere karşılıksız yardım etmek istediğini söyledi. Gelen giden hastalar, müşteriler irili ufaklı birçok öykü anlatıyorlardı. Hastalık hastası insanlar, iğne yaptırmak isteyen ama kalçasını açmak istemeyenler, türlü türlü değişik insanlar geliyordu. Hakan, bütün bunların hepsini not alıyordu.
Bir ay sonra berberi Murat Ağabey’ine gitti ve ona bir ay boyunca yerleri süpürebileceğini söyledi. Berber dükkanı da, eczane kadar zengin öyküler sunuyordu. Karısından şikayet edenler, patronunu çekiştirenler, çok argo konuşanlar, berbere gelip berberin malzemelerini kullanıp kendini güzelleştirmeye çalışan gençler dahil birçok farklı tip gördü ve öykü öğrendi. Berberden sonra kuaför, avukatlık bürosu ile sigorta şirketi bürosunda da çalıştı.
Yazın temmuz ayında çalıştığı turistik mağazada farklı ülkelerden insanların da öykülerini derleme şansı oldu. Bu mağazada çalışırken Hollandalı bir aile ile tanıştı, dost oldu. Onların ricası ile onlara İstanbul’u gezdirdi. Yaz sonunda onu Hollanda’ya davet ettiler ve o da hayatında ilk defa yurtdışına çıkarak Hollanda’ya gitti.
Bu arada hayatı, inanılmaz bir tempo kazanmıştı. Sürekli öykü kitapları okuyor, deneyimlerini not alıyor; gördüğü farklı tipleri öykülerinde bir araya getiriyordu. Eylül ayı geldiğinde değil bir öykü, bir kitap çıkaracak kadar öykü yazmıştı. Bu arada inanılmaz ölçüde sosyalleşmiş; kavrayışı gelişmiş, okuma hızı, okudukça artmıştı. Tüm bu faaliyetler okuldaki başarısını da artırmıştı. Eylül ayında Ayça Hoca ile birlikte öykülerden birini seçerek yarışmaya gönderdiler. Hakan yarışmanın sonucunu hiç merak etmedi; onun ödülü bizzat bu sürecin kendisiydi.
 
 
 
 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/6/2008 - @...YaLıNaYaK AvRuPa...@

Kategori: oykulerim

 

5 bin km yolu 15 ay yaya olarak katedip Sudan'ın başşehrinde bir kütüphaneye ulaşmayı oradan da Amerika ve Avrupa üniversitelerinde kariyer yaparak profesör olmayı başarabilmiş Azim Delisi Afrikalı... 

Yanına beş günlük yiyecek,
  incil ve ‘Göçmenin ilerleyişi’ kitapları, kendini korumak için ufak bir balta ve birde battaniye alan Legson Kayira gözleri parlayarak yaşamının son yolculuğunu çıktı. Nvasaland’daki kabilesinin köyünden yola çıkıp vahşi Doğu Afrika topraklarını kuzeye doğru aşarak Kahire’ ye varacaktı. Buradan bir gemiye binip yükseköğrenim görmek üzere Amerika’ya gidecekti.

Bu olaylar ekim 1958’ de oldu. Annesi tam olarak bilmiyor ama Legson o zaman onaltı, onyedi yaşlarındaydı. Annesi ve babası okuma yazma bilmiyorlardı, Amerika’ nın nerede ve ne kadar uzakta olduğundan haberleri yoktu. Ama oğullarının yolculuğuna içlerinden gelmesede razı oldular.

Ne kadar yanlış hesaplanmış olsa da  Legson için bu yolculuk düşlerinin, eğitim görme kararının ürünüydü. Yoksulluktan Amerika başkanlığına kadar yükselen ve daha sonra siyahları kölelikten kurtarmaya çalışan kahraman lincoln gibi olmak istiyordu. Ya da kölelik zincirlerine karşı çıkıp Amerika için büyük bir eğitimci, yenilikçi olan siyah insanlara umut ve saygınlık sağlayan Booker T. Washington gibi…

Örnek aldığı bu büyük insanlar gibi Legson da insanlık için çalışmak ve dünyada bir şeyleri değiştirmek istiyordu. Bu amacı gerçekleştirmesi için birinci sınıf bir eğitim görmesi gerekiyordu. Bunu yapabileceği en uygun yerin ABD olduğunu düşünüyordu. Legson’ ın kendine ait beş kuruşu, gemi yolculuğu için bileti yoktu ama bunu bir kenara koyun.

Ne tür bir üniversiteye gideceğini ve kabul edilip edilmeyeceğini bilmiyordu ama bunun da önemi yok.

Kahire, Legson’ un köyünden 5 bin km uzaktaydı ve yol boyunca Legson’ ın bilmediği en az elli değişik dil konuşan yüzlerce kabile vardı. Bu da çok önemli değil.

Tüm bunları düşünmeyin. Legson öyle yaptı, yapmak zorundaydı. Tüm bunları bir yana bıraktı ve kendi alın yazısını şekillendirmek için ABD’ ye varma amacına odaklandı.

Her zaman bu kadar kararlı olmamıştı. Küçük bir çokcukken okuldaki ve yaşamdaki başarısızlıklarında yoksulluğunu bir özür olarak öne sürerdi. “ ben yalnızca yoksul bir çocuğum,” derdi kendi kendine, “ ne yapabilirim?”

Köydeki bir çok arkadası gibi Legson da Nyasaland’ ın Karongo kasabasından yoksul bir çocuğun eğitim görmesini zamanını boşa harcamak olarak görebilirdi. Ancak o misyonerlerin getirdiği kitaplarda Abraham Lincoln ve Booker T. Washington’ a dair yazıları okudu. Bunlar onun yaşama daha geniş bir açıdan bakmasını sağladı. Legson iyi bir eğitim almanın ilk adım olacağını düşünmeye başladı.  Böylece Kahire yürüyüşü düşüncesi kafasında şekillendi.

Beş gün boyunca Afrika’ nın zorlu zemininde yürüdükten sonra yalnızca 40 km yol alabilmişti. Daha şimdiden yiyeceği ve suyu tükenmişti ve parası yoktu. Geri kalan 4960 km’ yi yürümek olanaksız görünüyordu. Bir yandan da geri dönmesi, pes etmek, kendisini yoksulluk ve bilgisizliğin kollarına atmak olacaktı.

Amerika’ ya varana veya bunun için çabalarken ölene kadar vazgeçmeyeceğine dair kendisine söz verdi. Daha sonra yola koyuldu.

Bazen yabancılarla birlikte, çoğu zamansa tek başına yürüyordu. Yolunun üzerindeki köylere girerken dost veya düşman olduklarını bilmediği için dikkatli davranıyordu. Kimi zaman iş ve barınacak yer bulabiliyor, ama çoğu zaman yıldızların altında uyuyordu. Yol kenarından yabani meyve ve yemişleri topluyordu. Giderek zayıflamakta ve güçten düşmekteydi.

Bir gün çok hastalandı ve ateş nöbeti geldi. Birkaç iyi yabancı ona baktılar, bitkisel ilaçlarla onu iyileştirdiler. Kendine gelmesi ve dinlenmesi için kalacak yer verdiler. Yorulan ve morali bozulan Legson geri dönmeyi düşündü. Çılgınca görünen bu yolculuğu sürdürüp yaşamını tehlikeye atmaktansa eve dönmeyi daha mantıklı buldu.

Ama bunu uygulayacağı yerde o iki kitabına başvurdu. Kendisine ve amacına olan inancını tazeleyen o tanıdık tümceleri yeniden okudu. Yola devam etti. Köyünden ayrılmasından on beş ay sonra, 19 Ocak 1960’ ta Uganda’ nın başkenti Kampala’ ya doğru hemen hemen 1600 km yol almıştı. Artık bedensel olarak git gide güçleniyor ve vahşi doğada yaşama becerisini arttırıyordu. Kampala’ da altı ay kaldı. Çeşitli işlerde çalıştı ve tüm boş zamanını kitaplıkta doymaksızın okuyarak geçirdi.

Bu kitaplıkta resimli amerikan üniversiteleri kataloguyla karşılaştı. Bir resim özellikle dikkatini çekti. Bu resim, fıskiyeler ve çim sahalar ile bezeli, memleketi Nyasaland gibi ulu dağlarla çevrili, heybetli görünen aöa sevimli bir yapıya aitti.

Washington Mount Vernon’ daki Skagit Üniversitesi, Legson’ ın düşsel seferindeki ilk somut imge oldu. Hemen okulun dekanına durumunu açıkladığı ve burs istediği bir mektup yazdı. Kabul edilmeyeceğinden endişe ediyordu, bu yüzden yetersiz bütçesinin elverdiği kadar çok üniversiteye başvuru mektubu yolladı.

Ancak diğer mektuplara gerek kalmadı. Skagit Üniversitesi dekanı onun kararlılığından o kadar etkilenmişti ki onu yalnızca okula kabul etmekle kalmadı, ayrıca barınma ve diğer masraflarınıda karşılaması için ona burs bağladı, bir de iş buldu.

Legson’ ın düşünün bir parçası geröekleşmişti, ancak başka engeller hala yolunu tıkamaktaydı. Legson’ ın pasaport ve ABD vizesi çıkarması gerekliydi ama pasaport çıkarabilmesi için doğum tarihini belgelemesi gerekliydi. Dahası vize çıkarmak için Amerika’ ya gidiş dönüş bilet ücreti tutarında parası olmalıydı. Yine kalem kağıda sarıldı ve çocukluğundan beri ona eğitim veren memleketindeki misyonerlere durumu anlattı. Misyonerler hükümet kanalıyla pasaportun çıkarılmasını sağladılar. Fakat Legson Abd vizesi için gerekli gidiş dönüş uçak bileti parasını hala bir araya getirememişti.

Legson bir şekilde parayı bulabileceğini düşündü ve yılmayarak Kahire’ ye yolculuğunu sürdürdü. Para bulacağından o kadar emindi ki, Skagit üniversitesinin kapısından yalınayak girmemek için son parasıyla bir çift ayakkabı satın aldı.

Aylar geçti ve Legson’ ın yürek isteyen yolculuğunun öyküsü dilden dile dolaşmaya başladı. Sudan’ ın başkenti Hartum’ a beş kuruşsuz ve bitkin vardığında Legson Kayira efsanesi okyanusu aşıp, Afrika Kıtasından Washington Mount Vernon’ a ulaşmıştı. Legson’ ın Amerika’ ya ulaşım masrafını karşılamak üzere Skagit Valley Üniversitesi öğrencileri ve kasabadaki vatandaşlar aralarında para toplayıp ona 650 dolar gönderdiler.

Onların bu eliaçıklığını öğrendiği zaman Legson şaşkınlık, sevinç ve minnettarlıkla dizlerinin üzerine düştü. Yola çıkışının üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçmişti ve aralık 1960’ ta Legson Kayira, Skagit Üniversitesine vardı. Elinde iki değerli kitabı ile üniversitenin koca kapısından gururla içeri girdi.

Legson Kayira mezun olduktan sonra da durmadı. Akademik yolculuğunu sürdürerek İngiltere’ deki Cambridge Üniversitesi’ nde siyasal bilimler profesörü ve saygın bir yazar oldu.

Kahramanları Abraham Lincoln ve Booker T. Washington gibi Legson Kayira da ufak başlangıçları temel yapıp yükseldi ve kendi alınyazısını kendi çizdi. Dünyada bir değişim ve onu izleyecek diğerlerine yol göstermek için koca bir fener oldu.

  • “ Çoğu Afrikalı’ nın sandığı gibi içinde yaşadığım koşulların kurbanı olmadığımı ve tersine bu koşulların yaratıcısı olduğumu öğrendim.”      - Legson Kayira
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
ankete katıl

@...KaTeGoRiLeRiM...@

@...Bu BLoGLaRı Da OkUyUn...@

myspace graphics

birayy
myspace graphics

serdarertem
myspace graphics

fezawww
myspace graphics

fthhbb
myspace graphics

deryasonsuzdeniz
myspace graphics

turuncuyazilar
myspace graphics

mecnun1965
myspace graphics

kemalettinbagci
myspace graphics

lordoftheloneliness
myspace graphics

umurumda
myspace graphics

renklisesnet
myspace graphics

isikseli
myspace graphics

sasadel
myspace graphics

katrecik
myspace graphics

gunlas